22 Haz 2017

Öğretmen

 Selam ben bir öğretmenim ;

 2003 'te eğitim fakültesinden mezun olan , o zamana kadar herkesin öğretmen olduğu ama bizleri yeterli görmeyip kpss sınavına tabi tuttuğunuz öğretmen;

 Öyle bir sınavki mezuniyetine rağmen atanmak için dersanelere para döktürdüğünüz öğretmen;

  İlk görev yeri olarak eşimin de yanı olan Sarıkamış'ın en uzak köyünde susuz , elektriksiz , yolsuz bıraktığınız öğretmen;

  Tüm imkansızlıklara rağmen sadece okul değil köy için çabalayan devleti temsil eden öğretmen;

  Nice öğrenciye Türkçeyi okuma yazmayı sevgiyi şefkati öğreten öğretmen ;

  Kızları göndermedikleri orta okula köye bayan hoca gelmiş sahip çıkar diye güvendikleri öğretmen ;

  Devam zorunluluğu olan sosyal yardımlaşma öğrenci parası için alnına silah dayanan öğretmen;

  Milyarlar kazandığını düşünüp altı üstü lojmanı onarmasını istediğin köylü için kazıklanması gereken öğretmen;

  Tüm tadilatları nedense sene başında yapıp olan kazalardan sorumlu tuttuğunuz öğretmen ;

  İlçeye banyo yapmak için indiğinde adı öğretmenevi olan yerin tatilcilerle dolu olup kapısını yüzüne kapattığınız öğretmen ;

  Köy arabasının çalışmadığı zamanlarda ölse bile bir önceki köye sekiz kilometre yürümek zorunda olan öğretmen ;

  Seminer döneminde bizleri (malum kalacak yer olmadığından ) köyde kalmaya mahkum edip o dönem silah seslerine maruz bırakıp , aradığımızda biz öğretmenimize gerekirse sahip çıkarız deyip kılınızı kıpırdatmadığınız öğretmen ; 

  Köyde devleti temsil eden seçime sayıma herşeye sürülen öğretmen ,

  Özellikle seçimlerde taraf tuttuğu söylenip horlanan hatta dayak yiyen öğretmen ;

  İlçede kim kimin marketinden alışveriş yaparsa işinin görüldüğü öğretmen ;

 Hiçbir ayırma kayırma yaptırmaksızın Ordu ya kendi puanımla tayinim çıkana kadar 3 yılını köyünde tamamlayan öğretmen ;

  Ayrılırken kendi de dahil tüm köyü arkasında ağlarken bırakan öğretmen ;

 Ordunun bilmem ne beldesinde taşımalı sistemde taşıma şoförlerinin ayağına kadar imza föyünü götürmek zorunda olan öğretmen ;

  Öğlen yemeklerinde bir dünya öğrenciyi yediren koruyan kollayan öğretmen ;

  Nihayet gebe kalıp malesefki çocuğu karnında ölen öğretmen , mecburen aldırması gerektiğinde yanına bir bayan arkadaşa izin istediğinde ' Aslında eşine de izin vermemem lazım da hadi neyse.Başka kimseye izin veremem.Üç sınıftaki çocukların vebali nolacak ?' diye akıl verdiğiniz öğretmen ;

  Hemşerilerinin herşeyine göz yuman müdürün senin iki saniye gecikmenle saatini gösteren öğretmen ;

   Beşinci sınıfa kadar altı öğretmen değiştirip okuma yazma dahi bilmeyen sınıfı ilçe bilgi yarışmasında birinci yapan öğretmen ,
  
  Doğum yaptığında kusurlu doğan oğlunun tedavisi için 5 gün daha rapor alan eşimi bir imza için ankaradan orduya getittirdiğiniz öğretmen ;

  Süt iznimi vermeyip tenefüslerde git gel çocuklar boş kalmasın deyip , fındık toplamaya giden hemşerilerinizi idare ettiğiniz öğretmen , 

 Oğlumun kulağından kan geldiğinde , ankaraya gelmemiz gerektiğinde bulunduğunuz okey masasından daha dinlemeden el işaretiyle onayladığınız öğretmen , 

  En yakın hastanenin iki saat (heyelan yoksa ) uzaklıkta olan ve artık çocuğunu düşünmek zorunda olan öğretmen ,

 En nihayetinde hiç ummadığı anda tayini Zonguldak a çıkan öğretmen ;

 Yanlış anlaşılmasın hala merkezde değilim , ilçesinin köyüne birleştirilmiş sınıflı bir okulda görev yapan öğretmen ;

 Hergün değişen sistemle bir de iki sınıf bir arada uğraşmak zorunda olan öğretmen ;

  Hamile kaldığında milli eğitime gidip köy yoluna gitmese iyi oalcağını söyleyip görevlendirme isteyen ; odadan bir de müdür olarak çıkan öğretmen ;

  Hem iki sınıf , hem müdür , hem imkansızlıklarla uğraşan öğretmen ;

  Tuvaletini bile tutmak zorunda kalan ve gittiğinde de karnı burnunda buzlu yolda düşen öğretmen ;

  Artık iki çocuk annesi olup ikinci bebeğini de kusurlu doğuran öğretmen ;

  Veli tarafından ufacık birşeyde tehdit edilip şikayet edilen öğretmen ;

  Öğretmenini değilde hep veli haklıdır mantığıyla çalışan sistemde hep günü kurtarmaya çalışan öğretmen;

 Öğrenci ile beraber bazı velilerin eğitilmesi gerektiğini düşünen öğretmen;

 Girdiği sınavlar yetmiyormuş gibi birde veli ve öğrenci tarafından değerlendirilmesi beklenen öğretmen ;

Kendini ve eğitimi yaşayamayan milli eğitimin , okul müdürünün , velinin , öğrencinin , servis şoförünün hatta kantin çalışanının  bile beklentisini  karşılamak zorunda bırakılan öğretmen ;

  Hergün değişen sisteme görüş bildirip önemsenmeyen öğretmen ;
  
  Hep bir ümit il içi  yada eş durumu ataması bekleyip hüsrana uğrayan öğretmen ;

  İl içinde birsürü boşluk olmasına rağmen atama ekranında hiçbirini göremeyen öğretmen ;

  İlçe merkezine  saçma görevlendirmelere (ki hamilelik mazeret değil!!! )kadro ayırıp bize anca akıl verdiğiniz öğretmen ;

  İlçe merkezlerini düşük puanlı norm fazlalarını kadrolarıyla atayıp yüksek puanlı bizleri köyde çalışmak zorunda bıraktığınız öğretmen ;

  Yanlış anlaşılmaktan çekinip köyde çalışmaktan gocunmayıp ama hakkıyla bir yere gelmenin artık imkansız olduğunu düşünen öğretmen ;

  Akıl veren yöneticilerin kul hakkıyla iş yapmasının gülünç olduğunu düşünen öğretmen ;

  Eleştirilen , puanlanan , yarıştırılan , dövülen , yazıklar olsun ki öldürülen ama hep yalnız hep bir başına olan öğretmen ;

 Sistemin itibarsızlaştırıp sıradan bir memur olan öğretmen ;

İnadına iki çocuğun yüzü gülsün diye mücadele edecek olan öğretmen ;

Kendi yapamadığı hak arama mevzusunu çocuklarına işletecek öğretmen ;
  
Torpil yapan ve yaptırana sürekli hayrını görmesinler diye dua eden öğretmen ;

evet söylenecek nicesi var ama ;
Ben öğretmenim , ben örneğim , ben çocuk insan yetiştiriyorum.
Ben önemliyim , 
Benim yetiştirdiklerim önemli.
Gelecek önemli.


7 Nis 2017

Yine Yeniden

  Yeni bir başlangıç , yeni bir mücadelenin içindeyiz.Tarih tekerrürden ibarettir derler ya işte öyle.Abisinin adlandırdığı Batu geldi hayatımıza.Abiye kardeş bize evlat olmaya.Benim abide yaşayamadıklarımı yaşatmaya.

  Doğuma kadar hiçbirşeyi bilmiyorduk yine.Hatta yine doğum için aylar öncesi Ankaraya gittim.Çünkü bebek iriymiş , varisler sıkıntılıymış gibi bahanelerle sezeryana hazırlıyordu bulunduğumuz yerdeki doktorlar.Oysa ne bebek iriydi nede varislerim sorun oldu.Çok şükür normal doğumla açtı gözlerini dünyaya Batucuk.Çocuk doktoru önce bebek sağlıklı dedi.Giderken doktorum uyardı abide yarık damak varmış baktınız mı dedi.Oysa ben emindim ayrıntılı ultrasonda sağlıklı olduğu söylenmişti.Doktor dönüp bir daha baktı.Aaa evet damak yarık dedi.O an neler hissetiğimi anlatmaya hiçbir sözcük yetmez.

  Sonra nefesinde sıkıntı var diye oksijen verdiler uzun süre.Beslenme mücadelesi başladı tabi.Hemen sarıldık yine medela habermana.Ağzına bakıyordum her defasında.Ama farklı bişeyler vardı.Dili çok geride ve alt çenesi de öyle.Kimse anlamıyordu.Hemşirelere bile ben öğrettim nasıl beslenebileceğini.Yine tuttuk Figen hanımın yolunu.Ben çok şanslıyım.O kadar anlayışlı anaçki.Durumun Boradan daha kötü olduğunu ,ameliyatın 1-1,5 yaşı bulacağını , yan yatırmamızı , çeneyi geliştirmek için emzik kullanabileceğimizi , 3 ay kucak bebeği olması gerektiğini söyledi.Dudağın genetik olduğunu damağın ilk kez ikinci çocuğa sektiğini gördüğünü söyledi.Biraz toparlanıp genetik araştırma yaptıracağız.Belki artık torunlarımız için.

  Zaten o ara sürekli idrarından kan geliyor.Beslenemediğindenmiş.Tabi heryerde emiyormu , sağıp verin diyen gereksiz inciten kaba saba insanlar sardı birden etrafımı.Taaaki bir akşam Batu tıkanıp nefessiz kalana kadar.İnternette araştırmaya başladım.Karşıma çıkan pierre robin sendromu oldu.Figen hocaya mesaj attık.O da aynı durumdan şüphelendiğini yarın kurula gelmemizi istedi.Gittik çene cerrahı ameliyata gerek olmadığını iyi gözüktüğünü üç ay beklemememizi söyledi.Nefes yolu iyiymiş.Yan yatırıp sürekli kontrol etmeliymişiz.

  İşte böyle yeni maceramız başladı.Kimin kimi teselli ettiğinin belli olmadığı bir karmaşa.Bir taraftan Borayla ilgilenemiyorum , Batuya bakamıyorum , yeni doğum yapmışım kendime bakamıyorum , hem herkes arasın sorsun yanımda olsun istiyorum , hem acımalarından korkup ağlayışlarımı tutamayıp kimseyle konuşamıyorum.

  Eşimin izni 10 gün malum.Zaten o 10 günde çıldırmış velileri yeni öğretmen aramaya koyulmuş.Çocukların 10 gün geri kalması ne demek bizim çocuğumuzun sağlığı yanında.İzin bitince tuttuk evimizin yolunu.Artık dört kişi olarak.

  Olayları anlatması kolay.Ama duyguları resmedemiyor insan.Evet çok ama çok üzüldüm fakat boradaki gibi bırakmadım kendimi.Öyle bir şansım yoktu.İki çocuklu bir annenin buna hakkı yoktu.Şimdi oturmuş aldığım dersleri düşünüyorum.Öyle değil mi hayat herşey bir ders bir sınav.İnşallah bu sınavın altından kalkacağız.

   Biliyorum ki artık insan çok aciz çaresiz.Sadece dua değiştiriyor hayatı,
   Biliyorum beterin beteri var,
   Biliyorum buna da şükür,
   Biliyorum insanın dayanamayacağı alışamayacağı hiç bişey yok,
   Biliyorum zaman herşeyin ilacı,
   Biliyorum dermansız dert değil,
   Biliyorum ateşin düştüğü yeri yaktığını,
   Biliyorum sağlıklı evladın en büyük nimet olduğunu,
   Biliyorum iş evlatsa herşeyin daha zor yada daha kolay olduğunu,
   Biliyorum tecrübeli olduğumu,
   Biliyorum insanlardan beklemenin gereksiz olduğunu,
   Biliyorum herşeyi sorun etmenin yersiz olduğunu,
   Biliyorum yaşadıkça bitmeyeceğini,
   Biliyorum onca şeyi bilmenin bile bilmemek olduğunu.....

  İşte böyle.Uzun zamandır mesajlar geliyordu neden yazmıyorsun diye.Meğer ben dertlenince yazıyormuşum.Şimdi blogtan tanıdıklarım arayıp yol gösterip destek oluyorlar.Hayat nelere gebe daha bilinmez.Şimdi eğer bu satırları okuyorsanız ; uyumayana değil uyuyamayana ; yemeyene değil yiyemeyene , görmeyene değil göremeyene ; duymayana değil duyamayana üzülün.Herşey dert etmeyin , büyütmeyin.Unutmayın beterin beteri var.

  ve eğer aklınızın ucundan geçersem Batunun ve tüm şifa bekleyen bebekler için bir dua edin.

  sevgiylee.....Allah'a emanet.....
 
 
 
 
 

26 Ara 2015

Kendime Münhasır

  Efendim bugün  benim doğum günüm.Soğuk bir kış günü doğurmuş anacım beni.Sivas'ın o eski soğuklarında hastaneye ne zorluklarla gitmiş bilemem.Tabi o zamanlar öyle şimdiki gibi yok kapı süsü , yok lohusa pijaması,yok bebek şekeri falan yokmuş.Eline aldınmı bir çanta hooop hastane yoluna.Zaten kendisi hemşire olduğundan ve benden önce iki çocuk daha doğurduğundan tecrübelidir sanırım.

  Evet bir yuvanın en küçük çocuğuyum.Bir ablaya ve bir abiye sahibim.Çocukluğumuz Sivas'ın bir ilçesinde geçti.Kalabalıktık ama çok mutluyduk.Tüm meyveleri dalında yerdik.Sabahtan akşama kadar sokaklardaydık.Annemiz bizimle dışarı gelip başımızı beklemez hiç merak etmezdi bile.Yeme içme derdimiz yoktu.Elimize ekmek arası birşeyler alıp oyuna devam ederdik.Susayınca birinci kattaki komşudan ister , tuvaletimiz gelince yine o komşunun balkonunun altına gizlice yapardık.Hasta olmazdık üstelik , hastane doktor nedir bilmezdik.Her hastalığın annece bir çözümü vardı.Kışın okula yazın Kuran kursuna giderdik.Hiç öğrenemezdim.Altındaki Türkçeleri ezberler giderdim.Birgün hoca eve gidene kadar başınızı açmayın demişti , küsüp devam etmemiştim.Okul desen 5 sınıfta kaç öğretmen değiştirdim hatırlamıyorum.Unutmadığım kaymakamın eşi evde oturmaktan sıkılmış ve öğretmenlik yapmak istemiş.Bizim sınıfı ikiye bölmüşlerdi ve ben tabiki kaymakamın eşinin sınıfına düşmüştüm.İstemediğim için sınıfımdan çıkmadım.Müdür beni bağıra çağıra almıştı diğer sınıfa.

  Küçük yer iyiydi güvenliydi de hiyerarşisi fenaydı.Anlamazdık çocuktuk.Ama büyükler biz anlayalım diye halden hale girerlerdi.Müdürün kızı ablamla tartışınca babamı sürmüştü kendisi çook uzaklara.Babam hırsız biz hırsız çocuğu olmuştuk birden.Özür dile dedi babama affedeyim , o da ben özür dilenecek birşey yapmadım dedi ve Münir Özkul kıvamında film başladı.Babam sürgüne giderken biz lojmandan atılmış çoktan peşimizden hırsızın çocuğu diye bağıranlara göz yummak zorunda kalmıştık.Güya babam kuruma gelen bir tanker benzini zimmetine geçirmiş.Bunlar yaşanırken abim Ankara'da okumakta , ablam lise sonda ben ise ergenliğin doruğundaydım.Apar topar istifa edip Ankara'ya yerleşmeye karar vermişti bizimkiler.Tüm hayatımı arkamda bırakmıştım.Başka bir yerde nasıl yaşanır bilmiyorumki.Arkadaşlarım, çocukluğum , evim , nefesim ,herşeyim.....

  Ankarada kooperatif olan evimiz bitmemişti.Annemler soğukta kalmaya razı oldu ancak ben daha orta sondaydım.Evimizin yakınlarında okul yoktu , uzaklara gidecek ulaşım aracı da.Tek akrabamız olan teyzem ise kabul etmemişti beni.Mecburen Karabük'e başka akrabamızın yanına gittik ablamla.O dersaneye gidecekti ben okula.(Biz okuyabilmek için nelerle mücadele etmişiz de şimdiki neslin herşey elindeyken çaba göstermemesi beni öyle üzüyorki.)O sene iki kere mide kanaması geçirdim , sinirlerim yıpranmıştı.Ama ben hala çocuktum.

  En kötüsü liseye alışmak oldu.Ankara'da başladım liseye.Yine evimizin yakınlarında okul olmadığından Anıttepe Lisesine yazdırmış babam beni.Bir de servis bulmuş üstelik.Aman Allahım kısacık etekler , içilen sigaralar , öğretmenlerle münakaşalar , garip guruplaşmalar çeteler....Şok olmuştum , çok ağlamıştım.Gel görki alıştık yine mecburen.Düzene uymadık ama kendimizi korumasını bildik.Biz herşeyi ailemizi mutlu etmek için yaptık.Onları üzmemek için hep sustuk , hep mutluyu oynadık.İçimizde kopanları hissettiler mi bilmem.Ama herkes gemiyi kurtarmanın , bir arada olmanın yeterli olduğunu düşünmekteydi.O zamanlar hiç birşey psikolojiye bağlanmaz , kadere razı olunurduk.Öyle gördük.En kötü anda bile şükrettik sustuk.Hakkımızı aramayı değil razı olmayı öğrendik.Aman kızım sen alttan al , aman kimseye bulaşma , iyilik sende kalsın , sen özür dile , sen merhametli ol....Hep başkalarını mutlu etmek için kendimizi feda ettik.Kendimizi savunan sözcükleri seçerken bile kibarlığımızdan ödün vermedik.Hep anlayan , paylaşan , seven ,sayan olduk.Kimini çok sevdik , kimi bizi sevdi.Kimi pısırık dedi , kimi enayi.Oysa biz yaşarken tanımayı öğrendik.Biz kendimiz düşüp , kendimiz kalktık.Kimse öğretmedi bize kalkmayı.Biz artık bir görüşte , iki cümlede derler ya insanın ciğerini okuduk.Kırılmasın diye yüzüne söylemedik eksiklerini yada ondan üstün olduğumuzu.Övünmeyi bilmedik hep mütevazi olduk.Herşeyi hep bildik ama sustuk işte.Çünkü karşımızdakiler bizi anlamayacak kadar bencildi.

  Üniversite yıllarımı ise Kırıkkalede geçirdim.Hiç hesapta yokken açıkta kalmamak için yazmıştım öğretmenliği , o da oldu işte.Oraya çok zor alıştım ve hiç sevmedim gidip Kırıkkale'li biriyle evlendim.Herkesin bir sevgilisi , bir hayat arkadaşı olmuştu neredeyse.Okulun bitmesine doğru bir Emrah kalmıştı bir ben.Biz de birbirimize tutunduk.İki yaralı yürek.İki sevmeyi sevilmeyi bilmeyen tür.O gün tuttuk birbirimizi hiç bırakmadık.

   Evlendik , İş hayatına atıldık.Önce Sarıkamışın bir dağ köyünde yoklukla mücadele ettik.Su yok , elektirik yok , telefon yok , kazandığın parayı harcayacak yer yok , yol yok...Bir o var bir ben.Ama öyle sevdikki hiç birşeyi sıkıntı etmedik.Görmedik hatta.İyice büyüdük orda sevgimizle beraber.Üç yıl sonra geldik Ordu 'ya.İşte orda olabileceğim en güzel şeyi oldum.Anne oldum.Borakuşu girdi hayatımıza.Tam olduk , biz olduk.Bora için olan mücadelemiz benim için en yorucusuydu sanırım.Ama biz onu da aştık.Sonra dedikki sağlıktan öte varlık yokmuş hayatta.

   Şimdi ise Ereğlideyiz.Kademeli olarak büyüdü yaşadığımız yerler.Yerler mekanlar büyüdü ama insanlar küçüldü bu sefer.Kalabalıklar içinde yalnızlıklar arttı.Menfaat herşeyin önüne geçti.Tıkandı insanlığa çıkan bütün yollar.Ben dili başladı, sevgi zaten yoktu , saygı da bitti.Biz değişmedik yine biz devam ettik serüvene...

   Bu yaşıma altı şehir sığdırdım.Çok arkadaşım oldu hepsini bırakmak zorunda kaldım.Çok insan tanıdım , öğrendiğim öğrettiğim.Çocuk oldum , kardeş oldum , eş oldum , öğretmen oldum , anne oldum ,aile oldum, arkadaş oldum , gelin oldum , yenge oldum ,görümce oldum , hala oldum , yenge oldum , elti oldum ,kuzen oldum , torun oldum ve şimdi de teyze olmaya hazırlanıyorum.Her mutlluluğu yaşadım.İnsanın hayatındaki en önemli seçimini doğru yaptım.En büyük mutlulukları onunla yaşadım.O yanımda oldumu bitti herşey.Bir anda herşeyim oluverdi.Sanki ben hep yarımmışım gibi , o yokken azmışım gibi.Bir evlatla süslendi hayatımız.Biz yaşamadıklarımızı , görmediklerimizi sunmaya çalıştık ona.Hep iyi en iyi olmaya çalıştık.Sonra baktık bizi unutmuşuz hep o olmuşuz.Merkeze Borayı alıp onunla gülmüş , onunla ağlamışız.

   İşte yaş 35.Dante gibi ortasındamıyız ömrün bilemem.Bildiğim hayatın çok kısa olduğu.Bildiğim herşeyin insan için olduğu.Bildiğim iyinin iyi niyetin tükenmez sabrın mükafat olduğu.İstediğim çok birşey yok.Sadece sağlık huzur.Allah sevdiklerime sağlık , huzur ve yetecek geçim versin gerisi sizin olsun.



19 Eki 2015

Bilinçli Ebeyenlik ?

  Eğer hamileyseniz yada yeni doğum yaptıysanız bu sözüm size.Sakın öyle bilinçli olucam , çocuğum şöyle olsun böyle olsun diye kendinizi hırpalamayın.Sokağa salın gitsin.Görün bakın kazanan siz olacaksınız.Bu toplumda öyle.Eğer çocuğunuz terbiyeli,saygılı,sabırlı ve hatta anlayışlı ise yandınız.O üzüldükçe ezildikçe siz üzüleceksiniz.

  Aman oğlum arkadaş istiyor paylaşsana oyuncağını demeyin , git al elindekini verir verir al oyna diyin.

  İzin almadan elleyemeyiz demeyin , aaaa nolacak bi baksın çocuk ne anlar izinden şundan bundan diyin.

  Sıranı bekle yavrum arkadaşlarına haksızlık olacak demeyin , niye geride kaldın koş git öne sana kalmayacak diyin.

  Bir çocuk zarar verdiğinde yanlışlıkla olmuştur keşke uyarsaydın demeyin , niye altta kaldın bir tane de sen vursaydın bir daha duymayım diyin.

  Oyunlarda hep onların dediği oluyor mızıkcılık yapıyorlar dediğinde ; olsun bazende senin istediğin olur diye geçiştirmeyin , o ne demek oynama o zaman onlarla senin dediğin olsun diyin.

  Derslerinde başarısızsa öğretmenini suçlayıp ; manyak karı anlatamıyo sonra çocuğu suçluyo diyin.

  Eğer kitap okumak istiyorsa ona vereceğiniz parayı markalı ciks kıyafetlere verin.

  Ne yaparsa yapsın hep çocuğunuz haklıdır ; çünkü en güzel,en yakışıklı,en becerikli,en saygın,en muhteşem,en kurnaz,en bencil,en bir tane odur.hep suçu başkalarına atın.

  Daha daha niceleri var yapmanız gereken.Eğer doğru olanı yaparsanız yandınız.Okulda , mahallede , sokakta ,dolmuşta , avmde ,markette hep ezilecek çocuğunuz.Öğretmenler aaa bu çocuk cepte.Kuralcı eee kafa var anlıyoda nede olsa diye hiç sallamıyacak çocuğunuzu.Sorunluları eğitirken sizin ağırbaşlınız geride kalacak,unutulacak.Hatta beceriksizim algısına kapılıp gerileyecek.Ne yapalım toplum,ülke,eğitim ve eğitimciler böyle.

  Bunları bir öğretmen olarak söylemek ne acı biliyor musunuz?O çocukları ailelerin hatalarını düzeltebilecek kıvama getirmek.Herkese eşit ve gelişimi doğrultusunda eğitmek.Boranın okulunu değiştirdik bu sene.Zavallım iki yıldır kreşe gidiyor.İki yıl daha gidecek.Neyse ilk gün okuldan aldım.Günün nasıl geçti bora okulun nelerini sevdin mesela dedim.

  -ANNE ŞAŞIRMIŞ BUNLAR!NE SORSAM CEVAP VERDİLER!!!!!! dedi.

  Üzüntümü anlatamam.Çocuğun sözüne inanmayayım dedim ama 4.5 yaşındaki çocuk bu cümleyi kurdu.Ben sosyalleşsin , sevilsin , değer görsün diye beklerken bir cevaptan mutlu olmuş.Çünkü bora sorunsuz bir çocuk.Anlat dinlesin , ver yesin , de yapsın.Ne yapayım mizacı bu çocuğun.Ben toplumun düzenini sağlayan kuralları öğrettiysem suç mu yani.

  Bu sene çok şükür mutlu gidip geliyor.Hatta servis korkusunu yendi.Geçen yaptığı etkinliği eve getirmiş 'bak anne artık bitiriyorum , oradaki gibi TEMBEL değilim dedi.O nerden çıktı falan diye sorguladım ama cevap vermedi.

  Öte yandan sokağa bakıyorsun sanki çocukları harbe yetiştiriyorlar.Vuran kıran,söven.Neymiş efendim kendini ezdirmesinmiş.

  Ezdirmeyin bakalım çocuklarınızı.Modern toplum olma yolunda,teknolojinin geldiği bu son noktada,ne güzel bir geri kalmışlık yaşıyoruz çocuk yetiştirme konusunda.Amam ha.Siz salın çocuklarınızı , onlara diyinki ; sen hiçbirşeyi düşünme , canın ne istiyorsa yap,başkaları seni düşünür zaten!!!!!!

14 May 2015

Bir Öğretmenin Gizli Defteri

 İyi bir blog yazarı değilim. Hergün oturup olanı biteni , ürünü , reklamı ve en önemlisi borayı yazamıyorum . Çok meşgul değilim . Hergün birbirinin aynısı. Okula git-gel , yemek hazırla , evi toparla , borayı dışarı çıkar , yemek ye , ya kitap oku yada oturup yabancı dizi izle (yabancıyı özellikle vurguluyorum ).Zaten iyi bir anne de değilim , iyi bir öğretmen de , iyi bir eş de....Hiçbirşeyde iyi değilim biliyorum .Kendimi hep eleştiriyorum , hep geliştirdiğimi düşünüyorum ama uyguluyormuyum bilmem.

  Ben çocuk zaafı olan biriyim. Çocukları mutlu etmeyi seven bir öğretmen . Onları sevindirmek en mutluluk en sevap benim dünyamda. Hepsini sevdim şimdiye kadar ve hissettirdim sevdiğimi . Karşılık düşünmeden , beklemeden . Genelde fırlamaları sevsemde , sessiz sakinlerle uğraştım hep. Sırf ayakta durabilsinler , kendilerine yetebilsinler diye. Yeri geldi umursamaz aileleri yüzünden çileden çıkıp pes ettim ama unuttum ertesi gün. Amaaannn banane annesi babasının umrunda değil - le başlayan sitem cümlelerim çok oldu . Ama hep söyledim ailelerine kimse onları ben kadar tanıyamaz siz bile . Çalıştığım yerlerden dolayı değil bu durum. Gerçekten artık aileler çocuklarını tanımıyor . Çünkü onları maddi ihtiyaçlardan yoksun bırakmamayı ilgi- çaba sanıyorlar . Çocuğun olumsuz davranışı için okla çağırdım baba çooook kez gelemeyipte telefon numarasını gönderdi sanki aramayı düşünmemişim gibi ; çook baba topladığımız ameliyat ve yardım parasını kumarda kaybetti , çok anne evladını ve eşini bırakıp başka yerlere kaçtı gittii ; etkinlik için birşey istediğimde çook veli sen hoca değilmisin sen al dedi ; çook öğrencim babasından dayak yememek için uyuma numarası yaptı ; çook öğrencim annesi onu yıkarken bile sigara içtiği için şikayet etti ; öğrencinizle az ilgilenseniz dediğimde sadece dersi algılayıp çooook veli amann hoca boşver okumasın dedi.....Düşünebiliyormusunuz öğretmen aileye çocuğunuzla ilgilenseniz diyor . Bu işte bir teslik yokmu? Bunun yanında birçok sorunla cebelleşirken sövüyorum işime çoğu zaman . Ciddi anlamda söylüyorum öğrencilerime gösterdiğim anlayış ve sabrı oğluma gösteremiyorum . Nedenini bilmiyorum ama dedikleri doğru demekki :Öğretmenlerin kendi çocuklarına hayrı olmazmış!

  Bugün eski çalıştığım yerden velim aradı . Çoğunlukla görüşüyorum tüm öğrencilerimle . Bu çok sevdiğim , içine kapanık , konuşma bozukluğu olan bir öğrencimdi . Dersleri iyi değildi . Yazısını okuyabilmek için ayrı bir dil bilmek gerekiyordu . Konuşamayan bir çocuk nasıl yazabilirki? Babasının alkol sorunu vardı , annesi ise dünya tatlısı. Çocuklarını okutabilmek için okulda hizmetli olarak çalışmaya başlamıştı . Uzun zamandır sorunluymuş , içine kapanmış iyice ve ani sinir durumu yaşamaya başlamış . Babası uzun zamandır cezaevindeymiş. Çok etkilenmiş. Malum anlayışlı insanımız yüzünden sokağa çıkamaz olmuş. Annesi çaresizce rehberlik servisine götürmüş çünkü başka götürecek yeri yok! öğretmen sormuş şu hayatta en çok kimi seviyorsun diye :
  -semiha öğretmenimi demiş....................................................................

  Hemen açılıverdi çeşmelerim. Çok uzakta bir yavrunun bana ihtiyacı var ben buralardayım. Çok uzakta bir melek bana ihtiyaç duydu ama ben geç kaldım. Neden haberim olmadı , aramadım -sormadım. en çok beni mi seviyormuş!!!!Aklımdan neler geçti neler. Uzun uzun konuştum annesiyle , sonra onunla . Hemen neşeleniverdi , anlattı , anlattı. Utanıyorum öğretnenim dedi. Benimle telefonda konuşmaya utanıyor. Hemen yüzü canlanıverdi gözümde , kızaran yanaklar , uzun kirpikler ve ışık saçan gözler..............

  Tarifi zor duyguların , anlatmayı beceremem. Onun çaresizliğine üzülerek kendimi sevdim bugün . Amannnn boşver semiha iyiki öğretmen olmuşsun dedim. Dedim valla.

  Burdan kimseye nasihat vermeyeceğim , haddim değil. Ama kıymayın çocuklara ağalar....................

10 Nis 2015

Okul Yolu

  Bu aralar pek meşgulüz bu okul durumlarından. Malum kuş 2,5 yaşından beri kreşte. Üstelik 2010 lu olması sebebiyle 2,5 yaşındayken 4 yaş ; 3,5 yaşındayken de 5 yaş sınıfında oldu. Çok sorun yaşadık tabi aynı yılda dahi olsalar bir yaş var aralarında. Hep en küçük! Ben yapamıyorum , beceremiyorum ,yetişemiyorum duygularını fazlasıyla yaşadı yavrucak. Bunda tabi yaşanılan yerin ve kreş durumlarının yokluğu da var.

  Hal böyle iken ben sanıyorumki okula başlamasına 2 sene var. Yokmuş efendim benim oğlan 2016 - 2017 eğitim yılında okula başlayacakmış. Bir sancı sardı tabi beni. 5,5 yaşındaki çocuk ne yapar okulda ? Tamam 70 aylık ama 72 de küçük değil mi okul yaşı için? Yine mi büyüklerin içinde küçük kalacak yani? var işte öğrencilerimiz ne fiziki ne ruhi hazır değil çocuklar. Bora 40 dk sırada oturup ders dinleyecek , yazı yazacak!? aklım almıyor. Daha neleri almıyorda o aklım ah ahhhh....

  Bu sene okul bakıp anasınıfına yazdırmalı o zaman. Ne yapsak ne etsek diye düşünürken bir sene daha geç göndermeye karar verdik. Zaman neyi gösterir bilinmez ama şimdilik kararımız böyle. 80 aylık yani 6,5 yaşında başlayacak okula. Yav bizim zamanımızda 7 yaş değilmiydi okul yaşı? Şimdiki bebeler çok mu iyi de erken başlıyorlar? Erken kalkan yol alır atasözü geçerli değil bu durum için. Herşey zamanında güzel arkadaş.

  Peki bu seferde kreşten sıkılmayacak mı? Şimdiden sıkıldı. Ne yapalım elimizden birşey gelmiyor. Çalışıyorsa annen okul yolu hep açıktır. Bende 4 sene anasınıfına gitmiş bir şahsiyet olarak söylüyorum bunları.

  Demekki çocuk büyüdükçe sorunlarda büyüyormuş sevgisi gibi. Hep en iyisini isteyip , en doğrusunu düşündüğünü düşünürken tökezliyormuşsun. Birileri düzeni kurmuş sen bu düzensizlikte çırpınıyormuşsun. Zor çocuk yetiştirmek , güvenle ,sağlıkla , eğitimle...yada biz hep çok düşünüyoruz......

6 Mar 2015

4 Yaşında Bir Ergen

 Anladımki bir yavru 3 ergenlik yaşıyor. İki yaş - Dört yaş  ve has ergen. Biz şu an dörtten çekiyoruz hasını düşünemiyorum cidden.


   *Kuş artık dört yaşında. Dört yaş doğumgününü okulda arkadaşlarıyla kutlamak istedi. kutladı...

   *Büyüdüğünün geliştiğinin ve iplerin elinde olduğunun farkında artık. neler yapabileceğini kestirebiliyor. Biraz daha cesur biraz da gözü kara artık. O eski temkinli çocuk  yaşamın tadını çıkarmak istiyor sanırım. ve sanırım artık biz daha az koruyup kolluyoruz. ve sanırım bu 4 yaş bizim döngümüz oldu....

  Hemen sinirleniyor artık. Bağırıp çağırıyor hatta. İsteğinin olması için inatlaşıyor , ağlıyor. Eskiden iki kemkümle kandırdığımız uşak kanmıyor. Hakkını savunuyor ,keyfini düşünüyor , duygularını çekinmeden ifade ediyor , canı istemesin yapmıyor , uyarıları pek dikkate almıyor . Bizim en kızdığımız şeyde bu işte. Birşey yapıyor uyarıyoruz duymuyor , uyarıyoruz aldırmıyor , yakınlaşıp yüksek sesle söylüyoruz sallamıyor çocuk bizi. Geçici bir durum mu  bilemedik . yoksa bizim oğlan vurdum duymaz mı olcekkk!!!

  *Duymamaktan bahsetmişken önemli bir mevzuya değineceğim. Bora kasım ayı başlarında anne kulağımdan yüksek sesler geliyor , korkuyorum demişti . Bende öğretmeniyle görüştüm fark etmediğini söyledi. Doktora götürdük kirlenmiş dedi damla verdi bir hafta sonra yine gittik. Tüpler düşmüş dedi ikisini de aldı. Durumundan bahsettik yeni tüpe gerek yok kulaklar çok iyi dedi. Tatilde aynı hadise gerçek oldu yine. Bizde iltihaplanma deyip önce civardan bir doktora götürdük , anlamadı! Durumu ciddileştirip Taşkın hocayı aradık -şehir dışında. Umut Akyol'a gittik sonra. Bizi hemen işitme testine gönderdi.Sonuç ;
   -İki kulağın basıncı -400 ,
   -45 desibel atlı işitme kaybı!!!!
  Şok olduk gerçekten. Hiç aklımıza gelmedi. Evet çocuk tepki vermiyordu , okulda dergi yapmıyordu ama biz hep aldırış emiyor diye yorumluyorduk. Meğer çocuk işitmiyormuş. Üstelik sağ iç kulakta bir cep oluşmuş ve asıl sorun buymuş. Hemen tüp taksak iyi olur dedi doktorumuz. Meğer tüpler düşeli çok olmuş , kire saplanmış!!Bizim iki yıldır gittiğimiz doktorlar bunu anlayamamış.
  Durumu gözden geçirip hazırlıkları tamamlayıp tüp taktırdık yine yavruya. Anestezi ile takılıyor malesef. bu durum bizi biraz gerdi ama sonuç vay beeee dedittiriyor insana. Çocuk meğerse hiç duymuyormuş. Şimdi her sesten korkar halde . Sürekli anne o neydi , o neyin sesiydi deyip duruyor. Üstelik konuşması da değişti.
  Gelişimini tamamlayana kadar tüp takmaya devam edecek. Önemli olan sağ kulaktaki cebin küçülmesini sağlamak. Umarım işe yarar.

  *Uyku yine aynı. akşam 21:30 sabah 07:00 . artık uyuyana kadar yanında kalmıyoruz. kitap okuyoruz, klasik müziğini açıyoruz , duasını edip uyuyor. tek sorunumuz gece lambasından kurtaramamış olmamız. malesef karanlık bir ortamda sağlıklı bir uyku sağlayamadık henüz. sabaha karşı yanımıza gelme durumları bu aralar çok azaldı.

  *Yeme içmede bir sıkıntısı yok şükür. ama istemediği şeylerin sıfatları değişti . iğrençmiş yemezmiş . Açlığa hiç tamammülü yok yalnız. Bir gergin , bir sinirli o biçim. Yedikten sonra sanki bir melek. Okul bu durumu olumsuz etkiledi diyebilirim. Bizim özenti oğlan arkadaşlarının yemediği şeyleri yememeye başladı. Bunların başında ıspanak ve siyah zeytin geliyor.

  *Lego manyaklığı devam ediyor. Artık kimse ona oyuncak almasınmış , lego alsınmış. Hemde lego city olmalıymış. Seçtiğ legolar hep yaş üstü. İtiraf ediyorum bu konuda yetenekli bence.

  *Hamur , resim , boya , müzik ilgisi çok azaldı. Bu durum beni üzse de okulda sıkılıyor olmasından evde çok fazla zorlamıyorum. Kendi ne zaman ne isterse onu yapıyor.

  *Asıl mesele illa biri onunla oynayacak. Kimse benle oynamıyor , kardeşim neden yok benim , şu gelsin şuna gidelim , çok sıkıcı ......cümleleri peşpeşe sıralanıyor. Oynuyoruz eee hep benim dediğim olsun , benim hayalimi oynayalım peşinde. Biz seviyesine hayaline inmekte zorlanıyoruz gerçekten.

  *Ben anladımki bizim oğlan gerçekci.Çocuk gibi hayalperest değil. Bunun için büyük şeylerden mutlu oluyor. Çocuk bakış açısı yok , büyük gibi. Herhalde biz buna hep büyük gibi davrandık ondan :)

  *Çoraplarını giymeyi öğrendi nihayet. Artık yapamadığı tek şey üst kıyafetini çıkarmak. Diğerleri tamamdır artık. Tamam da çocuğu sabah ben hazırlıyorum apar topar çıkıyoruz anca tatillerde fırsat buluyor yavrucak.

  *Yeni bir başlangıç olarak tuvaletini kendi yapıp geliyor artık. Küçük tuvaletini tabi. Eskiden ben götürüyordum klozet büyük olduğu için o kendi iniyordu. Şimdi tüm işler ona kaldı.
  Gerçi kuş biraz tembel. Bu kendi işini kendi yapma durumundan pek hoşnut değil. Özbakımla özgüven kazanmamak için direniyor.

  *Dil gelişimi için enteresan bir dönemdeyiz. o nedemek bu ne demekler çoğaldı da çoğaldı. Bir de malum dilimizin deyim ve deyişleri enteresan geliyor. Geçen benden bu kadar Bora sen yap artık dedim -Anne senden kaç tane var ki? dedi. Genellemeci ve yargılayıcı sürekli. Birşeyi yanlış söylersem yada şakayla karışık birşey dersem hemen yalancılıkla damgalıyor vallahi.

   *Sorular sınırsız devam ediyor. Neden , olmazsa nolur? favorisi. Yılmadan cevaplamaya çalışıyoruz ama ardı arkası kesilmiyor!

  *Dönemin en kötü özelliği artık büyüdüğü için kötü çizgi filmler izlemeliymiş. Akran öğrenmesiyle o masum çizgifilmler yerini garip yaratıklı şeylere bıraktı. Merak ettiğim hangi hayal gücü bu saçma şeyleri kurgulayıp çocuklar izlesin diye çizgi film yapmış. Buna elimizden geldiğince engel olmaya çalışıyoruz. Genelde lego cıty çizgi filmleri tercih ediyor zaten.

  *Okulu sevmiyor , bıktı , sıkıldı.Üstelik daha 2 senesi var. Hergün gaz vere vere bende hal kalmadı. Birde vicdan yapıyorsun bunun üstüne. O boynunu büküp gidiyor (ama içeri girer girmez unutuyor) sen akşama kadar onu boynu bükük ezik hayal ederek içler çekiyorsun.Çilekeş anne :(

  *Çekingenlik konusunda epey ilerledi. Hep söylüyorum ya garantici. Bilecek , inceleyecek , tanıyacak sonra girişimci ruhunu gösterecek. Biri bana zarar verecek diye ödü kopuyor. Geçen ödevinde palyaçonun neden mutsuz olduğu soruluyor. Cevap biri ona zarar vermiş olabilir!

  *Bilim adamımız sürekli mutfak ve banyo ürünlerinden deney yapma derdinde. Evde heryer heryerde. Sabunlu mercimek çorba , sütlü ketçap ....

  *Büyüyünce polis , uzay süpermeni yada itfaiyeci olacakmış. Üçü arasında gidip geliyor sürekli. Ama uzayda yaşayacağı kesinmiş. Ben özlersem gelemezmiş çünkü roketi çok benzin yakarmış.

  *Uzatmaya çalıştığımız saçları konak belası yüzünden kısacık kestirdik. Saç demişken hala ayak tırnaklarını kestirmeyi sevmiyor.